Seyahat ile birlikte lezzettende hoslananlar, hatta seyahatlerinde lezzeti arayanlar için Ege hepinizin bildigi üzere baslıbasına bir fasikül, Ege de lezzetler de tıpkı koyları gibi bir dantel görünümünde, Izmir merkezde buldugunuz bir lezzeti çok degil, yaklasık kırk dakikalık bir kazasında biraz daha degisik, biraz daha sofi stike ve hatta degisik bir anlamda biraz daha uçuk bulabiliyorsunuz, bazen yürürken kaldırım tasları arasından çıkmıs bir otun üzerine basmaya bile kıyamıyorsunuz, aklınıza hemen o otun tencere içindeki lezzetini getiriveriyorsunuz. Lezzet te insan belleginde aynı hatıralar, görüntüler, ve bir çok güzel anılar gibi yerlesik bir sekilde duruyor ve yeri geldiginde; dilinizin üzerinde veya agzınızın içinde sizi o tada ve o tadı aldıgınız zamanlara götürüyor. Önce babamla daha sonraları is veya dost seyahatlerimde Ege keyifl erini yasamıs ve Egenin lezzetlerini tatmıs ve o tatları belleginde barındıran bir kisi olarak , o yüce lezzetleri hatırlamamak mümkünmü, bunun için akıl yoksunu olmak gerek degil mi? Izmirin eski günlerinde Kemeraltındaki Sükran lokantasını, oradaki enginar dolmasını, yada sokakta serbetçinin sırtında sattıgı karadut şurubunu ya da sübye serbetini hatırlamamanın imkanı var mı? Egenin unutulmaz görkemi, turistik, jeolojik veya morfolojik degerlerini bir bilene bırakıp kendi gastronomik alanımızda at kosturmaya kalkarsak kim tutabilir bizi, Zeytini, zeytinyagı ve zeytinyaglılarından baslayıp, hamurislerine ve zengin ot kültürüne ve bu kültürün birlesenlerine ve birlestirdiklerine, her kazasındaki, her köyündeki tadlara gerçekten at kosturarak ancak ulasılır. Egede bu tad ve lezzet noktalarından o kadar çok var ki., Türkiyenin sanıyorum ilk cittaslow’u yani sakin sehri. Sıgacıkla bu ünvanı kazanan Seferihisar bunlardan biri mesela. Olaganüstü mutfagı ile de bu ünvanını pekistiriyor. Güzelim balık çorbası, balık yemekleri zaten bir sahil kasabasında olması gerekenler diye düsünürseniz ve kenger, ısırgan, turpotu, hindibag kavurması, sevketibostan gibi Seferihisarda yapılan ot yemeklerini de tüm Egeye özgü diye düsünürseniz, Seferihisarın meshur mandalinasıyla yapılan mandalinalı lokumunu, sinkonda ve samsadesini, sakızlı tatlı tarhananasını, kabak çiçegi dolmasını ve en meshuru ekmek dolmasını hiç bir yerde bulamassınız. Seferhisar da özellikle sonbahar aylarının aranan yemegi olan EKMEK DOLMASI, aslında yapımı kolay fakat elemegi gerektiren bir lezzet. Maalesef zamanımızda özellikle ekmeginden dolayı kaybolmakta olan lezzetler arasına girmis bulunmaktadır. Tüm lezzetseverlerin lezzet notları arasında bulunması en az bir kere yaparak bu tadı almaları ve tarifi ni gelecek nesillere bırakmaları açısından sizlere Seferihisarla özdeslesmis bu sonbahar tadını hatırlatmak istedim. Aslında Egede bilinen Urla, Ödemis, Tire gibi kazalarda da yapılan Ekmek Dolmasının Seferihisarla özdeslesmesi tabii ekmeginden, az mayalandırılmıs eksi maya ile tutulan hamurundan ve bu hamuru tutan fırınınların çok azalmasından ve bu ender fırınlardan birinin Sıgacıkta bulunmasından. Eylül de bag bozumunun basladıgı bu günlerde, kaynatılan pekmezlere, yapılan kıs hazırlıklarına, kıslık nevalenin hazırlık asamasına eslik eden ekmek dolması, imecelerin vazgeçilmez tören yemeklerindendir. Sabahtan evin hanımının hazırladıgı ekmek dolması fırına bırakılır, yöre fırıncısı onun zaman ayarını bilir ve o zaman geldiginde fırınlar ekmek dolmasını. Gençlerden biri de fırın çıkısı alır dumanı tüten mis kokularıylaa ekmek dolmalarını ve dogru baga bahçeye. Testide bekletilen ayran esliginde, kıs hazırlıgının tamamlanıyor olmasına eslik eden mutlulukla yenir ekmek dolmaları ve üzerine kaynatılan pekmezin lengerden savrulmasıyla olusan pekmez köpügünün yapraktan yapılmıs kasıklarla yenmesidir günün ödülü. Sonbahar ne kadar hüzünlü görünse, sarkılarda, resimlerde hep hüzün ifade etse de mutluluklarda barındırır içinde. Eylül, sonbaharın ilk ayı mutluluklar getirsin sizlere ve ülkemize güzel bir kıs’ın güzel bir yılınmüjdecisi olsun.