Sıcak ve rutubetli bir istanbul gecesi, yarin onbir ayın sultanı Ramazan, eve dönüşte sokağın köşesindeki yufkacı alışılagelmiş vitrin düzenine güllaçları da üstüste ilave etmiş, alımlı paketleriyle hemen göze çarpıyorlar. Dükkanına uğrayıp sohbet ettiğim bir pastacı arkadaşın yeni buluşu ve imalatı güllü dondurmayı tattırması aramızda güllaç muhabbetini açtı, güllü dondurma ile güllaçın mükemmel bir uyum oluşturacağını konuştuk ve güllaç gibi bence son derece leziz bir tadın, neden sadece Ramazanda ortaya çıktığından bahsettik… Vitrinlerdeki güllaç ve hurma çeşitleri mübarek Ramazanın habercisi adeta.. Çocukluğumda ailemiz için çok önemli olan Ramazan ve Ramazan bayramı, ardından Kurban ve kurban bayramı benim için hala eski önemini koruyor… Komşularımızda ve akrabalarımızda olduğu gibi bizde de Ramazan öncesi bir telaş başlardı, şimdiki gibi her sokak başında olmayan süper marketler, daha ortalarda görünmediğinden, kısıtlı imkanlarıyla her zevke her bütçeye ulaşmaya çalışan mahalle bakkalları maalesef Ramazanı bekleyen orta gelirli bir ailenin Ramazan alışverişine cevap verecek boyutta değildi. Ramazan’ı hakkıyla yaşayanlar, geçmişlerinde Ramazan’ın sadece şartlarını değil, ritüellerini de yerine getirmeye çalışanlar, yani eşe, dosta akrabaya iftar yemekleri verenler, evlerinde ağırladıkları misafi rlere diş kirası ödeyenler, Mısır çarşısının yolunu tutarlar oradaki toptancılara uğrarlardı.. Eskiden gıda alışverişinin merkezi Eminönü ve Unkapanı arasıydı, Ramazan öncesi orasıda şenlenir, hayallerde kurulan iftar sofralarının tüm malzemeleri sokaklarda, irili ufaklı dükkanlarda yerlerini almış alıcılarının gelmelerini beklerlerdi… Müthiş bir heyecan, dualar , zikirler, kurulan iftar sofraları, sofralarda yer alan çeşitli iftariyelikler, çorbalar, börekler, dolmalar, ana yemekler ve sahur için hazırlanan daha hafi f taamlar… Bizim evimizde iftar sofrası için rahmetli dedemin kuralları geçerliydi ve onyedi çeşit iftariyelik olması nedense şarttı, neden onyedi çeşit bilemiyorum, dedemi kaybettiğimizde çok küçük olduğumdan o zamanlar sormayıda akıl edemedim ama hala o onyedi çeşit sayısı aklımdadır ve iftariyelik sayısı onyediye tamamlanırdı. Olmassa olmazlardan biri pilav biri börek biri de komposto veya hoşaftı.. Pilav ve komposto fazla tutulur, sahurda da içilirdi. Çok çabuk geçen sayılı günlerin son haftasında bayram telaşı başlar, bayramda hangi tatlılar yapılacağı planlanırdı, Ramazan süresince, her üç akşamda bir sofranın kraliçesi olan güllaç yapılırdı. Bayramlarda; elle evde açılmış yufkalarla yapılan baklavalar öncelikliydi ve evin hanımının hünerini ortaya çıkardığından üzerinde özenle durulurdu, baklavaların dışında yine baklava yufkasıyla yapılan dilber dudağı, sarığı burma, bülbül yuvası, oklavadan çekme gibi tatlılar tepsideki yerlerini alırlar ve biz evin çocukları tarafından fırınlara taşınırlar sonrada eve getirilirdi. Kaynatılmış hazır şerbetleri üzerlerine dökülür ve bayram sabahını beklemeye başlarlardı. Ben evimde bu günleri yaşadım. Bu dönemde ise tatlılarımız, tulumba tatlısı, kadın göbeği, kalbura bastı, revani gibi daha basit, kol kuvveti gerektirmeyen daha az uğraş isteyen tatlara dönüştü. Fakat geçen zaman, delikanlılığımda; artık iyice yaşlanan ninem ve geleneklerden vazgeçmeyen anneannem bayram tatlılarını; ekmek kadayıfı, yassı kadayıf veya tel kadayıfa dönüştürdüler yani ana unsur hazır alınır oldu. İlerliyen zamanla evimize havagazı bağlanmış, evde bir fırınımız olmuş, tel kadayıf gibi tatlılar evimizdeki fırında pişirilmeye başlanmıştı. Bayramların tadı da hala bambaşkaydı, bayram ziyaretlerine akraba ve dostlardan başka mahallenin esnafı; bakkal, manav, Konyalı yoğurtçu, Rum balıkçı Apostol efendi, karakolun polis ve bekçisi, postacı, kalaycı hepsi gelirlerdi, hepsinin bayram harçlıkları bizlerle beraber hazırlanmış olur, her kapıyı çalana mendil içinde harçlığı ve tatlısı muhakkak verilir ve birde bayram şekeri tutularak uğurlanırlardı. Antalya da, İstanbul’a dönme hayalleri kurarken bile, hala aileden kalan o bayramlarda yapılan tel kadayıfı geleneğini sürdürüyordum, sonra nasip oldu şimdi yine İstanbul dayım, Beylerbeyinde az daireli bir apartmanda huzurla bahçesinin keyfi ni ve eski komşulukların sıcak duygularını tekrar yaşarken, fırının iki tepsisinden tek tepsiye düşen bu gelenek umarım ben yaşadıkça sürecek, gerçi artık vitrinlerde yer alan rengarenk pastalar teknoloji gelişimi ve dünya globalleşmesiyle çeşitlenen tatlar, çeşit çeşit mutfaklar ve bu mutfakların değişik tadları, hazır ama çabucak uygulanan poşetten çıkarılıp tabaklara konan, çekici görüntüler beni de cezbediyor ama her şeye rağmen, bu bizim kadim tadlarımız dediğim, yaşlı aksi ihtiyar tutuculuğumla ve de inatla geleneklerimi bozmayacağım. Hala bu gelenekleri yaşatabilmenin çabasını da vermeye çalışıyorum. O nedenle sizlere birkaç değişik güllaç tarifi ni de takdim ediyorum.. Bu saray sofl arından günümüz mutfağına devrolan lezzeti sürdürülür geleneklerimiz arasından eksiltmeyelim. Hafi f, lezzetli, bir o kadarda besleyici Türk Tatlısı Güllaçın tadına sadece ramazanlarda değil, yılın her zamanı ulaşalım. Herkese hayırlı ve bereketli bir Ramazan, huzurlu, güvenli, lezzetli ve bol tatlı bir bayram diliyorum..