Efendim merhaba,

İstanbullu yaşamımız mubarek ramazan günlerinde de devam ediyor, İstanbul Ramazanda da dopdolu.Herşeyi birlikte yaşıyor İstanbul bir tarafta Ramazanın ulviyeti diğer yanda alemlerin coşkusu iç içe geçmiş İstanbul da . Camiler, iftar sofraları, evliya kabristanları, Eyyüb  El Ensari  (Eyyüp Sultan) Hazretlerinin kabri sadece İstanbul dan değil ülkenin her tarafından gelen ziyaretçilerle dolup taşıyor, etrafa park etmiş çeşitli plakalı otobüs kalabalığı bunun bir göstergesi, diğer yanda İstiklal caddesi, ülkelerin, dinlerin, müziğin, eğlencenin iç içe, omuz omuza yaşandığı mekan. Bir uçtan, bir uca, Taksim’ den Tünel’e  tıklım tıklım, her renk, her çeşit insanı bir arada görebiliyorsunuz, Çinlisinden Amerikalısına, Kolombiyalısından Çadlısına, yüzlerinden kıyafetlerine renk renk. Ada dan sabah Barış Kaptan’ın motoruyla Bostancıya geçtik. Motor doluydu açığa oturamadık, içerde oturuyoruz içersi de kalabalık , ve geldik başlığa, duyarsızlıklara, motorda üç kişilik bir aile ve köpekleri, küçük kız, köpeği alı gezdiriyor, tasması var gerçi ama bir sürü insan tedirgin ve orada ne anne ne baba, kızlarına bir şey söylemiyorlar,  bir duyarsızlık, diğer yanda bir baba oğluyla oynuyor, ne güzel bir mutluluk değil mi?  Ama çocuk üç dört yaşında, gidiyor ve ürpertici cığlıklar atarak babasına koşuyor ve baba da çocuğuna kavuştuğunda, aynı çığlıkları atıyor, duyarsızca ve saygısızca, etraftaki kimse umurlarında değil, eğleniyorlar ya.  Baktığınızda etraf bunlar gibilerle dolu ve her harekete takılsanız gün içinde yüzlerce duyarsızlıkla karşılaşırsınız, bir o kadaqr da saygısızlıkla. Bostancıdan arabayı aldım, arkadaşımın İstanbul’a ikinci gelişi, bende ona İstanbul u gezdireceğim, bindik, Bağdat caddesinden ağır ağır  Sultanahmet’e kadar gittik, muhteşem mimari örneği Camii ve Ayasofya  arkadaşımla önce camiyi gezdik sonra Ayasofyayı, ve Ayasofya da bir başka duyarsızlık üç tane Fransız köylüsü, Fransızca konuşmalarından ve fıstık yiyip kabuklarını yerlere atan ve diğer arkadaşlarının Fransuva dediklerinden tam bir Peyzan Fransez  onların tabiriyle. Yani saygısızlık, duygusuzluk yalnız bizlere özgü değil her millette her yerde var. Yabancılarda saygısızlık ve duyarsızlık için kurallar ve cezalar konmuş, yapamıyorlar, hangi ülkenin, hangi müze statüsünde bir mekanında, fıstık, çekirdek yer de; kabuklarını yerlere atabilirsiniz,  hatta nasıl içeri yiyecek sokabilirsiniz ve o Fransız nasıl bunu yapabilir, bu cesareti nasıl kendinde bulabilir.Anlıyamıyorum. Gözlerim hep bir müze görevlisi aradı ama göremedim maalesef. Konyalı restoranda nefis bir iftar yemeği, sonra yine yollara çıktık. Sultanahmet ten yürüyerek aşağı sirkeciye kadar indik, hava kararmıştı ama meydanlar ışıl ışıl, Sirkeciden tramvaya bindik, hızlı tramvay, ama adı, bazen bir kavşaktan bir araç çıkıyor, ona yol veriyor, bazen iki üç yaya şakalaşırken tramvay yoluna atlıyor zınk fren, yani orada da bir başka duyarsızlık. Hepimizin içine işlemiş. O veya bu şekilde,   gün içinden bazı örnekler. İstiklal caddesine çıktık, Kabataştan tek istasyonla Beyoğluna ulaşabiliyorsunuz, yeni gençlerin tabiriyle İstiklal’ e akıyorsunuz . Renk renk, çeşit çeşit, yukarda da değindiğim gibi. Bir cümbüş cadde, yok yok,  dolaştık ve dönüş saati yaklaştı 23 00 son gemi Kaataştan Adaya ve yollarda toplu taşım araçlarında, duraklarda gördüğüm bir başka duyarsızlık örneğinden daha bahsetmeden geçemiyorum, kulaklıkla müzik dinleyenlerden. Gençlerin, çağdaş gençliğin bu kadar duyarsız olmasına şaşıyorum, nasıl kulağınıza iki kulaklık takıp, nasıl dünya ile böyle ilişkinizi kesebilirsiniz, nasıl çevreye, topluma ilgisiz kalabilirsiniz, Bu kadar aldırmaz bu kadar vurdumduymaz nasıl olabilirsiniz. Umarım Ramazanın ruhu, Bayramın sevinci, içimize duyarlılığın ışığını, saygının huzurunu yerleştirsin.

Bayramınız Mubarek Olsun

Efendim Allahaısmarladık.